Seçimler genellikle demokrasinin temel taşı, insanların siyasi güçlerini kullandıkları ve toplumlarının geleceğini şekillendirdikleri araçlar olarak lanse edilir. Ancak kapitalizm altında gerçekler bu idealist imajdan oldukça uzaktır. İşçi sınıfı oy pusulasında kendi kurtuluşunu değil, yalnızca kendisini sömürmeye aday çeşitli burjuvazi kesimlerin partilerini ve temsilcilerini görecektir. İktidar da muhalefet partileri de önümüze nasıl bir anlatı sürerse sürsün, tek niyetleri bizim sırtımızdan kendi ceplerini doldurmaktan ibarettir. Seçim değneğinin iki ucu sivri olmasının yanında sanıldığı gibi sihirli değildir de. Kapitalizmin gittikçe derinleşmeye devam eden uluslararası krizinde mevcut iktidar da muhalefet de kazansa işçi sınıfı için koşullar sadece daha da kötüleşmeye devam edecektir. Bu durumda karamsarlığa kapılmak veya yersiz bir umutla başımızı sandığa gömmek yerine sınıfımızın gerçek siyasi gücünün farkına varmamız gerekiyor.
Yirmi yıllık AKP iktidarının ardından anketlere göre durum muhalefetin lehine gözüküyor.(1) İnsanların yıllar boyunca neden her türlü skandal, hırsızlık, terör, savaş ve ekonominin durumuna rağmen mevcut iktidarı tercih ettiğini anlamakta zorluk çekilebilir. Ancak bu süre zarfında muhalefetin de çok farklı bir alternatif sunmadığı açıktır. Bu durum bugün de geçerlidir. Öyle ki ana muhalefet partisi CHP; AKP ve MHP’den ayrılan, bazıları %1 oy alan partilere tavizler vererek ittifak kurmuş bulunmaktadır. Bugün muhalefetin lehine olan tek farklılık, iktidarın inşaat sektörünün patlaması ve diğer çeşitli yollarla sağladığı ekonomik büyümeyi devam ettiremiyor olmasından, hatta artık enflasyonu ve döviz kurlarını da kontrol edememesinden kaynaklıdır. Bunun üstüne deprem öncesinde çıkarılan aflar ve anti-sismik yapı kurallarına aldırılmaması ve deprem sonrasında ise hem geç hem yetersiz müdahalelere yapılan eleştiriler iktidarın işini daha da zorlaştırmakta.
İşçi sınıfı kapitalizmin getirdiği barbarlıkla her gün ölesiye yüzleşirken, seçim gündemi bütün ülkeye yayılmış durumda. Kendini sosyalist olarak adlandıran Türkiye İşçi Partisi (TİP), sosyalizmi ağzına pelesenk ederek, düzeni meşrulaştırmakta. Burjuvaları partisinden aday olarak gösterirken, işçi sınıfına “eşitlik” satmaya çalışıyor. Lenin’in dediği gibi,
"Söze gelince sınıf savaşımını hepiniz kabul ediyor, ama gerçekte, sınıf savaşımı tam da keskinleştiği sırada onu unutuyorsunuz. Sınıf savaşımını unutmak demek, emekçilere karşı sermayenin yanına, burjuvazinin yanına geçmek demektir." (Lenin, Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü)
Seçimleri boykot etmek, bazılarının sandığı gibi, pasif bir ilgisizlik eylemi değildir. Kötünün iyisine bile olsa verilen her oy sistemin meşruluğunu ve devamını onaylamak anlamına gelir ve sınıfımızın çıkarlarıyla çelişir. Bu partiler kendilerine işçi veya komünist deme hakkını buluyorlarsa bile! Kendisini sosyalizmle bağdaştıran bu parti ve örgütler, şu anda işçi sınıfının bütün öfkesini seçime yöneltmeye çabalamaktadır. Çünkü bu partiler, kapitalizmin ihtiyacı olan revizyonizm gereği, kapitalist çelişkileri ortadan kaldırmak yerine, bu çelişkileri hafifletme derdindedir. Oysa ki, mevcut çelişkilerin hepsi kapitalist üretim biçiminin bir sonucu olup, gün geçtikçe keskinleşmektedir. Dünyanın kapitalizmle birlikte geldiği bugünkü noktada, iklim krizi ve bunun sonuçlarıyla, 3. Dünya Savaşı tehditiyle ve büyük bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Bu çelişkiler ise, dünyayı barbarlığa mahkum etmektedir.
Boykotun da tek başına yeterli bir eylem olmadığını belirtmek gerekir. Öyle ki oy kullanmayanların iktidarı desteklemiş olacağını iddia edenlerin eleştirileri kısmen bu noktadan gelir. Kendileri mücadeleyi sandığa hapsetmeye çalışırken hem de! Bizlerin yapması gereken ise bunlara aldırmadan bulunduğumuz iş yerlerinde her türden öz-örgütlenmeleri başlatmak, teşvik etmek ve desteklemektir. Sınıfımızın mücadelelerine aktif olarak müdahil olmaktır. Geçmiş ve güncel mücadelelerden dersler çıkarıp, komünist programı oluşturmamız ve detaylandırmamız gerekmektedir. Demokratik rejimlerin uzun süredir hüküm sürdüğü ülkelerde kitlelerin zihinleri “demokrasi ve özgürlük” fikirleriyle zehirlenmiştir. Bu nedenle, ilk önce “proletaryayı tarihsel yolundan saptırmak için eski sosyal demokrat liderlerin suç ortaklığıyla yayılan yanılsamaları ve önyargıları zihinlerden uzaklaştırmaktır.”(Bordiga). Bu tarihsel yolu takip etmek kolay olmayacak ve zaman alacak. Mücadelelerimizle hem şimdi ve burada mücadele etmek hem de insanlığa hiçbir gelecek sunmayan bu sistemin olmadığı gerçek bir gelecek için kendi örgütlerimizi inşa etmek zorundayız. Ve mücadelemiz şu ya da bu bölgeyle sınırlı kalmamalı, küreselleşmelidir. Sadece Türkiye'deki versiyonuna değil, dünya kapitalizmine karşı mücadeleyi koordine edecek enternasyonal bir siyasi örgüt inşa etmeliyiz. Ulusal baskının olmadığı (sınırların olmadığı), ekonomik yaşamın birkaç kişinin kârına değil çoğunluğun ihtiyaçlarının karşılanmasına dayandığı bir dünyaya ihtiyacımız var. Bu da ancak başkalarına bizim yerimize hareket etme hakkı tanımadan, kendi başımıza harekete geçerek mümkün olacaktır.
== Notlar:
(1) https://en.wikipedia.org/wiki/Opinion_polling_for_the_2023_Turkish_pres…
