(Enternasyonalist Komünist Eğilim’in Bildirisi)

Hamas'ın İsrail'e yönelik eşi benzeri görülmemiş saldırısı, iç içe geçmiş iç ve dış sebeplerden kaynaklanmaktadır:

1. İsrail devletiyle işbirliği yapan, yozlaşmış ve beceriksiz bir kurum olan ve artık Filistin halkı arasında büyük itibar kaybına uğrayan Ebu Mazen'in Filistin Ulusal Yönetimi'nin (PNA) görevden alınması ve Hamas'a İsrail devletine karşı mücadelede münhasır liderlik verilmesi.

2. İsrail ile Suudi Arabistan arasında devam eden ve PNA'nın da katıldığı müzakerelerin gerçekleştiği (ya da gerçekleşmiş olduğu) 2020 Abraham Görüşmeleri’nin açtığı yolu baltalamak. Abraham Görüşmeleri, Sünni ülkeler ile İsrail arasında gerçekleşmişti ve bu nedenle Hamas, Riyad ve Katar'dan artık mali yardım alamama korkusuyla kendini izole edilmiş hissetti. Daha genel olarak Hamas'ın amacı Arap devletlerini İsrail'e karşı bir tür "kutsal ittifaka" dahil etmektir: İsrail ile bazı Arap ülkeleri (Emirlikler ve Bahreyn) arasında Suudi Arabistan'ın da dahil olma ihtimalinin bulunduğu anlaşmanın aksine bir Arap cephesini (Mısır, Suriye ve Lübnan) arzulamaktadır.

Ayrıca, bu ağırlıktaki bir eylemin İran ve Ayetullahlara, yani Avrupa, NATO ve Amerikan karşıtı emperyalist bir cepheye bağlı olduğunu belirtmek de önemlidir. Bu da Ukrayna'daki savaşın yangınına körükle gitmek anlamına gelmektedir; hem "Batı" hem de "Doğu" emperyalizmlerinin yürüttüğü savaş katliamında her şey birbirine bağlanmış durumdadır.

İran, hem bir numaralı düşmanını zayıflatmak hem de tarihsel müttefiklerini (Rusya, Çin ve Kuzey Kore) bölgesel stratejisinde Tahran'ı desteklemeye zorlamak için, şu anda gerçekçi olmasa da, bölgeyi İsrail'e karşı bir savaş alanı haline getirmekte her türlü çıkara sahiptir.

Batı medyası cihatçı barbarlığa parmak basarken, İsrail egemen sınıfının İsrail vatandaşı olsalar bile Filistinli proletaryaya karşı uyguladığı ayrımcılık, baskı ve şiddeti "unutuyor" ya da küçümsüyor. Son zamanlarda şiddet, Netanyahu hükümetinin önde gelen ortağı olan az ya da çok dinci aşırı sağın etkisi altında artmıştır.

Unutmayalım ki Hamas başlangıçta Yaser Arafat'ın El Fetih'ine ve FKÖ'nün "solcu" silahlı oluşumlarına karşı Tel Aviv tarafından desteklenmişti. Taliban'a ve IŞİD'e gelince - her ikisi de zamanında ABD tarafından "desteklendi" - emperyalist "büyücü", şimdi düşman saflarını güçlendiren kendi yarattığı "canavarlar" üzerindeki kontrolünü kaybetti. Köpek şimdi kendisini besleyenlerin ellerini ısırıyor.

Egemen sınıf her zaman işçi sınıfının çeşitli kesimlerini "etnik-ulusal" hatlar üzerinden bölmeye ve karşı karşıya getirmeye çalışmıştır; bu uygulama Nazizm tarafından zirveye çıkarılmıştır. Bu durum, Filistin kökenli işçi sınıfının en acımasız ve "ilkel" biçimlerde ezildiği, taciz edildiği ve sömürüldüğü sözde "demokratik" İsrail Devleti için de geçerlidir - tıpkı dünyanın her yerinde göçmen işçilere olduğu gibi. Gazze Şeridi, İsrail devletinin sık sık su, elektrik ve gazdan mahrum bıraktığı ve sağlık hizmetlerinin son derece kötü olduğu, kısacası insanların büyük çoğunluğunun insanlık dışı yaşam koşullarına katlanmak zorunda bırakıldığı bir açık hava hapishanesidir.

Bununla birlikte, İsrail'de bile, mevcut savaşın milliyetçi ve savaş çığırtkanlığı sarhoşluğuna daha fazla maruz bıraktığı bir İsrail işçi sınıfı var, tam da diğer tarafta ise kendini Ayetullahların emperyalizminin ellerine teslim edecek kadar İslamcı propagandanın ideolojik zehri enjekte edilen Filistin işçi sınıfı.

Böylece her iki taraftaki işçi sınıfı sözde bir "kutsal savaş" yürütmek ya da sözde bir "demokrasiyi" savunmak için savunmasız halkları katletmeye itiliyor, oysa gerçekte egemenliklerini ancak proletaryanın ezilmesi, sömürülmesi ve kanının akmasıyla sürdürebilen karşıt burjuvazilerin çıkarları için kendisinin de katledilmesine izin veriyor. Tarihsel olarak İsrail'in zulüm ve baskınlarında ölen Filistinlilerin sayısının İslamcı burjuvazinin -Hamas'ın- kurbanlarının sayısından çok daha fazla olması, Hamas'ı İsrail burjuvazisinden daha az cani ya da daha mazur görülebilir kılmaz.

Egemen sınıflar arasındaki savaşlar - günümüzde bu kapitalistler anlamına gelmektedir - her zaman ücretli işçilere karşı yapılan savaşlardır: barış zamanında işyerinde doğal olarak sömürülür, yaralanır ve öldürülürler; savaş zamanında ise patronlar, krizleri ve ekonomik çıkarları arasındaki çatışmalar ancak silahla çözülebildiğinde daha da fazla sömürülür ve hepten öldürülürler.

Her savaş, işçi sınıfının yanında olduğunu iddia eden siyasi partilerin ve sendikaların gerçek doğasını ortaya koymaktadır. Sosyal demokratlar, savaşlarda halkların kendi kaderlerini tayin hakkı adına şu ya da bu kapitalist fraksiyonu desteklemek için sıraya girerek, işçi sınıfının yanında oldukları ilüzyonunu bozarlar. İçinde bulunduğumuz çağda hiçbir ilerici ulusal kurtuluş savaşı olmadığını anlamıyorlar, anlayamıyorlar. Olası herhangi bir yeni devlet, işçi sınıfı için sadece bir başka hapishane, dünya burjuvazisinin bir fraksiyonunun, bu baskının meyvelerini dünya burjuvazisinin diğer fraksiyonlarıyla paylaşmaksızın "kendi" proletaryasını ezmesini sağlayan bir araç olacaktır. Hamas'ın gerçekleştirdiği katliamlara müstehcen bir şekilde sevinmek, Filistin burjuvazisinin katil mantığını paylaşmaktır; İsrail Devleti'nin yarattığı yıkımı inkar edenlerin yansıttığı bir tutumdur: her ikisi de eşit derecede suçludur.

Sözde ulusal kurtuluş mücadelelerinin ölümcül hatasına verilen destek, yalnızca yozlaşmış Üçüncü Enternasyonel'in (Stalinci-Maoizm, Troçkizm, vb.) ortaya çıkardığı oluşumları değil, aynı zamanda anarşizmin kesimlerini ve hatta yanlış bir şekilde enternasyonalist olduğunu iddia edenleri de zehirlemektedir. Ukrayna'daki ve şimdi de Filistin-İsrail'deki savaş bunun bir başka kanıtıdır.

Bu bağlamda, işçi sınıfının tüm kesimlerinin - burjuvaziye, onun devletlerine, emperyalist ittifaklarına karşı - kendisini oluşturan parçaların "ulusal" kökenine bakılmaksızın sınıf birliği temel argümanı daha da geçerli hale gelmektedir. İsrail-Filistin bağlamı gibi bir bağlamda bunu gerçekleştirmenin çok zor olduğunun farkındayız. Ancak ister "demokratik" ister gerici, ister laik ister dinci olsun, kapitalizmin şu ya da bu fraksiyonuna yem olmaktan kaçınmanın başka bir yolu yoktur. Tüm kapitalistler, ulusal-emperyalist hedefleri bir yana, kendilerini sömürenler için bir damla bile kan dökmemesi gereken işçi sınıfının eşit derecede ölümcül düşmanlarıdır.

Bu bakış açısını kabul etmek, kapitalist sınıfın savaşlarına karşı mücadeleye başlamanın ilk temel adımıdır. İşe "kendi" patronlarımızla başlamalıyız, çünkü "asıl düşman evdedir" devrimci ilkesi her zaman geçerlidir. Bu mücadele, kapitalist üretim tarzını ve dolayısıyla burjuva toplumunu besleyen sömürünün gerçekleştiği işyerinde başlamalıdır. Bu mücadele hem açık düşmana -patronlara- hem de başta sendikalar ve "sol" siyasi partiler olmak üzere, işçilerin mücadelelerini sistemin yasal çerçevesi içine hapsederek onları boğacak kadar zayıflatan sahte dostlara karşı bir mücadeledir.

Aynı şekilde, sadece Filistinli işçileri destekleyen ve İsrail işçi sınıfını görmezden gelen herkes, yağmurdan kaçarken doluya tutulur. Birincisinin, ikincisiyle çatışmasının önemli olmadığını, çünkü ikincisinin sadece hükümetinin aşırı milliyetçi politikasının kölesi olduğunu düşünüyorlar. Ancak Filistinli işçi sınıfı da, iç muhalefetle uğraşırken en acımasız yöneticilerden biri olan Ayetullahların emperyalizminin yanında yer almakta tereddüt etmeyen bir grup kapitalistin baskısı altındadır. Dolayısıyla her iki işçi grubu da ücretli kölelikten kurtuluşun değil savaşın tek çözüm olduğu kapitalizmin, milliyetçiliğin ve emperyalizmin mantığına hapsolmuş durumdadır.

Onlarca yıl süren kapitalist saldırıların ardından dünya işçi sınıfı hala sersemlemiş durumda, hala başını kaldırmaya çalışıyor, maruz kaldığı maddi altüst oluşlar (yeniden yapılanma, küreselleşme, güvencesizlik, vb.) ve pek çok kişinin kapitalizme karşı sosyalist alternatifi temsil ettiğine inanarak kendini kandırdığı ülke olan eski SSCB'de devlet kapitalizminin çöküşünün yarattığı ideolojik darbe nedeniyle hala kafası karışmış durumda.

Ancak bütün bunlara gerçekçi bir alternatif gerçekten de mevcuttur. Yerel savaşların insanlığı yok edecek genel bir savaşa dönüşme tehlikesi ya da aynı şekilde ufukta görünen bir iklim felaketi göz önüne alındığında, bu gerçekten de hayati bir alternatiftir.

Çalışan kitleler korku ve yılgınlıklarından sıyrılıp kendi gerçek sınıf mücadelesi yollarını yeniden keşfettiklerinde, bugünün küçük devrimci öncüleri büyüyüp proletaryanın daha mücadeleci ve sınıf bilincine sahip kesimleriyle bağ kurarak bu kanlı ve insanlık dışı toplumun üstesinden gelmek için vazgeçilmez siyasi aracı, yani dünya devriminin partisini, yeni komünist Enternasyonal'i oluşturacak bir konumda olacaktır.

Komünizm ya da Barbarlık!

-- Enternasyonalist Komünist Eğilim _

11 Ekim 2023

== Notlar:

Resim: Wafa & APAimages (CC BY-SA 3.0), https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Damage_in_Gaza_Strip_during_the…

उपनाम